Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
RAMİZ  BEY (Yeniden Düzenlendi)
BİZİM AİLE
<center> Salim YILMAZ: </center><center><font color=’blue’> ABONOU TEİKHOS, ABANA DEĞİL, İNEBOLU’DUR </font></center>

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

DÜŞÜNÜRLERDEN ALINTILAR

Salim Yılmaz
04.12.2013 / 00:00




(Okumadan avukat; yazmadan kâtip olunmuyor)



Avrupa’ya geleli 48 yıl oldu. 50 yılı doldurmadan yurda temelli dönme hazırlıklarını sürdürüyoruz.

Bugüne dek tam 11 dergiye abone oldum, kendimi geliştirdim. Bu yazımda ünlü düşünürlerin (filozof) sözlerinden alıntılar yapacağım.

Atina filazofları mı, Arap ve Türk filazofları mı tartışmasına da açıklık gelebilir.

Felsefe Yazıları, 7. Kitap”ta Ahmet Arslan şöyle diyor:

“Egemen gücün koyduğu yasalar eğer Tanrısal bir şeriata dayanıyorsa, ortada dine dayanan bir siyaset rejimi; akla dayanıyorsa, akla dayanan bir siyaset rejimi söz konusudur.” Avrupalılar ve Kuzey Amerikalılar bu ikincisindendir.

İbni Haldun:

“İlk Müslümanlar, sözü edilen şeriatın ve şeriat koyucusunun yasalarına, emirlerine uygun olarak yaşadıkları zaman, adeta kendi koydukları yasalara uymuş gibi olmuşlardır.”

Heraklatos, Agustinos, Deskartes, Spinoza, Hegel, Marks, Kiergekart, Nietzsche ve Satre:

“Taşınma felsefesiyle düşünme değirmeni dönmez.”

Farabi, İbni Sina, Gazali, Buruni, Sebahattin Sühreverdi, İbni Haldun ve daha niceleri gibi özgür kafalar, nice yapıt ve denemeleriyle İslam felsefesini yüksek düzeylere ulaştırmışlardır.

Bilim-mantıktan yoksun bir felsefe ne denli güdükse, edebiyattan uzak bir felsefe de o denli cansızdır.

İbni Haldun’un “Mukaddime”sinden:

“Bilimsel düşünce, bilimsen olmayanı yıkılmaksızın kurulamaz. Halk ve birey kendini özgür olarak tanımlamadığı sürece felsefenin varlığından söz edilemez.”

Son on yıldır Türkiye üzerine inceleme yapanlar (Türkler ve Batılılar) “Cumhuriyet Türkiyesi’nde babadan oğula geçen bir üst sınıfın var” olduğu görüşündeler.

Çünkü, Orta Asya’ya özgü önceden belirlenmiş başarıya bağlı ölçütleri hemen hemen eşit ağırlıkta özümsemiş Türk toplum yapısı, Batı Avrupa’nın tarihsel evriminde rastlanan koşullmarla hiç bir benzerlik göstermemektedir.

Geç Roma Toplumu’nun tersine, çobanıl (pastoralist) Altay Toplumu babayanlı (agnatic) akrabalık ilkesine sıkı bir biçimde dayalıdır. Bütün Moğollar ve Türkler fiilen ya da gizil olarak baba tarafından akrabadırlar.

ROMA FİLOZOFLARI MI, ATİNA FİLOZOFLARI MI?

Ahmet Arslan:

“Felsefe tarihinde filozofları ve felsefe sistemlerini sınıflandırmada çeşitli ölçütler kullanılır. Yunan felsefesi sözkonusu olduğunda da Milatos Okulu’ndan, İyonya filezoflarından, Helenistik felsefe akımlarından söz edilir.  Bu arada en sık kullanılan sınıflandırma kuramlarından biri, Sokrates öncesi felsefe, Atina Okulu ya da Atina Felsefesi kavramıdır.

Her ayrım ve sınıflama gibi, bu ayrım ve sınıflamadaki ölçü de yapaydır. Çünkü Sokrates öncesi felsefe, Milatos Okulu Filozofları, Pythagores, Anaksagras gibi çoğulcu materialist filozoflar, sofistler gibi çeşitli bakımlardan biribirlerinden oldukça farklı kişi ve grupları içine aldığı gibi, Aristoteles, Platon, ve Aristoteles’i içeren Atina Okulu ya da Atina Felsefesi’nin her bakımdan bir birlik içeren bir felsefe hareketini ifade etmediği söylenebilir. Bununla birlikte Sokrates önçesi Yunan felsefesi ve Atina Okulu ya da Atina Felsefesi deyimlerinin hem öğretimsel-eğitimsel bazı faydaları olduğu, hem de öğretimsel bakımdan biribirlerinden belli özelliklerle ayrılan iki düşünce, daha özel olarak felsefe hareketine işaret ettiği de söylenebilir.

Sokrates önçesi felsefe coğrafi bakımdan belli bir bölgede ya da daha doğrusu bölgelerde ortaya çıkan felsefelerdir. Bu bölgeler bilindiği gibi Batı Anadolu kıyıları ya da İyonya, daha sonraları ise Büyük Yunanistan ya da Güney İtalya ve Sicilya’dır. Daha özel olarak belirtmek gerekirse bu felsefe Milatos, Efes, Samos, Theos, Kolonphon, Abdera, Kroton, Elea ve benzerleri gibi Yunan anayurdunun dışında diyebileceğimiz birtakım kentlerde ya da kolonilerde gelişmiş felsefelerdir. Atina Felsefesi, adının da belirttiği gibi, Atina’da ortaya çıkmış felsefedir.

Sokrates öncesi Yunan felsefesinin “materialist” nitelikte bir felsefe olduğu, buna karşılık Atina Okulu’nun “idealist” bir felsefeyi temsil ettiği söylenir.

Tales’in (Thales), İÖ 585’te oluşan bir güneş tutulmasını önceden haber verdiği bilinmektedir.

Kant, “Ben seni bütün olanaklarıyla dünyaya açtım. Yapabildiğin her şey, senin kendi eserin olmalıdır, başka hiç kimsenin değil” demister.

Boris Ukraintsev:

“Bilimin ortaya çıkışı ve bilim adamları arasında düşünce alışverişi, toplumsal bilgi alışverişini bütünüyle değiştirdi ve hızlandırdı.

Naziler, üniversitelerdeki kendi görüşlerini paylaşmayan profosörlerle Yahudi profesörleri işlerinden atıyorlar ya da işlerini bırakmaya zorluyorlardı.

Üniversiteler için Avrupa’dan bilim adamı getirmeye hazırlanan Milli Eğitim Bakanlığı bu durumu değerlendirerek, Almanya’da yaşam hakkı tanınmayan bilim adamlarını Türkiye’ye çağırdı ve onlara “sığınma hakkı” tanıdı. Bunları üniversitelerdeki kürsülerin başına getirdi.

Umberto Eco, 1980’de yayımlanan romanında şunları söylüyor:

Eski Yunan felsefesi mitolojiden, Ortaçağ felsefesi dinden doğmuştu. Yeniçağ felsefesi “insan felsefesi” olarak insan düşüncesi olmalıydı.”

“Felsefenin işi, dünya görüşlerini akla dayandırmaktır.”

Osmanlı”da Fatih çapında padişahlar gelseydi, bu kadar gerilim olmazdı.”

Adnan Adıvar şöyle diyor:

Avrupa’da 14. ve 15. Yüzyıllarda Yunan biliminin kaynaklarına gidildiği, yeni düşünceler üretildiği halde, Türkiye’de böyle bir şey olmamıştır. Oysa Türkler 11. Yüzyıldan beri Bizanslılar’la ilişki içindeydiler. Yunan kaynaklarına gitmek şöyle dursun, Arapçadaki temel bilim kitaplarını bile incelemek gereğini duymadılar. Bu yüzyılda ise, pozitif bilimlere duyulan eğilimler daha da azaldı.

Avrupa ile siyasi ilişkilerimizin çoğaldığı bir dönemde din adamları matbaanın Türkiye’ye gelmesini istemediler. ‘Kur’an basılırsa, kutsal kitap olmaktan çıkar’ diye düşündüler.

Şeyhülislam, gökleri aletlerle gözetmenin belalı bir iş olduğunu, bu işe girişilen her yerde devletin yok olup gittiğini söyleyerek gericileri kışkırtmıştır.

Filazof, bir düşünce çevresinde birleşmiş bir cemaatin üyesi olamaz.

Tükayettin Mengüşoğlu:

“Özgürlüğe yer vermeyen bir toplumun yapısında özgürlük yasalarla verilmiş olsa bile kullanılmadan kalır.”

“Felsefe çıplak bir tanrıçadır. Saplantı, baskı ve zorlamalarla örtülmemelidir.

Aslan Kaynardağ:

Türkiye geri kalmış bir ülke olmakla birlikte hızla değişiyor. Bireyler değişiyor, sorunlar değişiyor, kavramlar değişiyor. Bunun yanında dil ve felsefe dili de değişiyor.”

“Eğer, dediğimiz gibi hızlı bir değişim olsaydı, Türkiye geri kalmışlığını hâlâ bu derece sürdürür müydü dersiniz?”

Okumadan avukat; yazmadan kâtip olunamıyor.

               Salim Yılmaz


Etiketler:
Bu 1516
Yazarın Diğer Yazıları