Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
RAMİZ  BEY (Yeniden Düzenlendi)
BİZİM AİLE
<center> Salim YILMAZ: </center><center><font color=’blue’> ABONOU TEİKHOS, ABANA DEĞİL, İNEBOLU’DUR </font></center>
Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

RAMİZ BEY (Yeniden Düzenlendi)

RAMİZ  BEY (Yeniden Düzenlendi)
19.11.2019 / 01:26


                               Muharrem Saka

Ayrı bir kuşağın insanıdır Ramiz Bey (Aykın)...

Hani günümüzde pek kalmayanlardan. İşini önemseyen, fazlasıyla yerine getirenlerden... Saygın bir insan. Dimdik yürüyor. Az konuşuyor, az gülüyor ama asla asık yüzlü değil! Kimseye kötü sözü yok. Sevecen, kibar, saygılı. Kısaca beyefendi...

Akşam üzerleri elinde bir kara çanta, iğne vurulacakların evlerine uğruyor birer birer.  Çömlekçi’den Harmason’a, oradan Yukarı Abana`ya...Ama yağmur, ama fırtına... O zamanlar doktorlarca neredeyse bütün ilaçlar iğne olarak yazılıyor ya, Ramiz Bey de bu yüzden yollarda hep.  Ayrıca doktorsuz günler çok, bir sağlık memurundan fazlasını veriyor hastalara. Elinden geleni esirgemiyor.

Yeterli karayolunun ve binek araçlarının olmadığı yıllarda Ramiz Bey, sağlık hizmeti verebilmek için kendi satın aldığı atıyla gidermiş çevre köylere. Hatta bir keresinde at üstünde çaydan geçerken suya düşmüş. At ensesinden yakalayıp kurtarmış Ramiz Bey’i. 

Yine bir keresinde köylere gitmek için atla Mamuderesi’ni (Hacıveli-Yeşilyuva sınırı) geçerken, atın ürkmesi sonucu uçuruma yuvarlanmış. At koşarak Abana çarsına gelmiş. Atı boş görenler onu tutmak istemişler ama bu kez geldiği yöne doğru yeniden koşmaya başlamış. İnsanlar bu işte bir gariplik olduğunu sezip, ilçede var olan bir iki arabadan biriyle peşi sıra gitmişler. Atın durduğu Mamuderesi’nde yaralı Ramiz Bey’i bulmuşlar ve alıp ilçeye getirmişler. Birkaç ay iyileşme süreci yaşamış. 

Bu olaydan sonra iyice huysuzlaşıp yanına kimseyi yaklaştırmayan at satılmış.

Çocukluğumuzda bizim eve de uğruyor iğne için. Annemin iğneleri hiç bitmiyor. Eski günlerin Abanasında, çocuk gözlerimizle bir başka görüyoruz Ramiz Bey’i. İyi bir insan olduğunu bilsek de, o bir iğneci ve sünnetçi. Çok dikkatli olmak gerek! Hemen bir köşeden izlemeye başlıyorum biraz ürkek, biraz da ilgiyle. Bir iki şakadan sonra hep sessiz, işini yapıyor özenle. Kara çantayı açıyor, içinden metal iğne kutusunu çıkarıyor. “Biraz kaynatır mısınız” diyor, mikropları kırılsın diye. Sonra ilaçları alıp açıyor. Ortası boğumlu küçük ilaç şişesini kesip içindeki sıvıyı şırıngaya çekiyor. Daha sonra onu öteki şişedeki toz ilaçla karıştırıyor. Yeniden şırıngaya çekip en heyecanlı bölüme geçiyor. Kimsede çıt yok! Sadece Ramiz Bey’in hareket ettikçe ceketinden çıkan sesler duyuluyor. Konyak şişesine benzeyen kahverengi şişenin mantar kapağını “pat” diye açıp ispirto sürüyor pamuğa. İğne vurulacak yeri temizleyip iğneyi batırıveriyor. Birkaç saniye sonra hızla çekip, “geçmiş olsun” diyor fısıltı gibi. Evin küçük çocuğuyum ya, babam takılıyor bana da vurması için. Aman aman istemez!

Eski hastane tam bir eski zaman yapısı. İçerisi soğuk, tavanı yüksek, yerler parlak ve tertemiz. Sesler yankı yapıyor. Keskin bir ilaç kokusu insanı ürpertiyor. Duvarda sus işareti yapan bir hemşire resmi. Zaten konuşmak kimin içinden geçer ki! 

Ramiz Bey sembolü, değişmezi o hastanenin. Tıpkı Aşçı Safiye Abla ve Hastabakıcı Ümmiye Abla gibi. Yine onun değişmez olduğu bir konu var ki, tüm çocukların sünnetçisi olması. Her erkek çocuğun gözünde farklı bir insan! Biraz utanç, biraz kızgınlık karışımı bir duygu. Ben, Alattin Okyay’ın güçlü kolları arasında küfür ve tükürük yağmuruna tutmuştum adamcağızı. Aradan yıllar geçince bu kez Ramiz Beyli sünnetlere fotoğrafçı olarak katılıyorum. Birçok komik olaylara tanık oluyorum.

Sünnet öncesi Ramiz Bey çocukları tuvalete gönderiyor. Ama o heyecanla kolay olmuyor demek ki, bir keresinde sünneti yaptığı anda yüzü yıkanıyor bir güzel!

Bir keresinde de tam o anda çocuktan özenli küfürler işitiyor. Ramiz Bey soruyor iş bitiminde; “Ağlamadın bile, acıdı mı doğru söyle?”  Çocuk “Hayır” diyor. “Neden küfür ettin peki?” Yanıt: “Adet yerini bulsun ağabey!”

Yeniliklere de açık bir insan. Sünnetteki tıbbi gelişmeleri takip ediyor, daha acısız ve çabuk yöntemleri uygulamaya geçiyor. 

Yandan sepetli bir motosiklet satın alıyor. Artık sünnetlere kolayca gidebilirken, ağır çantasını da bu sepette rahatça taşıyabiliyor. Ancak bir keresinde epey büyükçe bir kaza geçiriyor. Neyse ki sadece yaralanmayla atlatıyor.

Bir süre sonra motosikleti elinden çıkarıyor...

25 yıl Abana Kızılay Başkanlığı’nı da özveri ile sürdürüyor Ramiz BeyKızılay Genel Merkezi bu ender görülen durum için kendisini “altın madalya” ile ödüllendiriyor.

Abanalının böyle tanıyıp, sevip saydığı Ramiz Aykın 1930 yılında Tokat-Niksar`da doğar. Henüz bir yaşındayken annesini sıtma hastalığından yitirir. Atıyla çayı geçmek isterken suya kapılıp boğulan babasını yitirdiğinde de 6 yaşındadır. Amcası büyütür onu... 

Yedi yaşında ilkokula başlar. İlk gün öğretmen tırnak denetimi yapar. “Tırnaklarını kesmemiş” diye Ramiz Bey’i de ellerine cetvelle vurarak döver. Bu olaya çok içerleyen Ramiz Bey’i bir daha okula gitmeye kimse razı edemez.

1939 yılında bir gece yarısı sarsıntılar ve gürültülerle uyanıp gözlerini açtığında odanın tavanını değil, gökyüzündeki yıldızları görür. Yani anlar ki; büyük bir deprem olmuş, evin çatısı da yıkılmıştır. O karanlık ve sessiz gecede amcasının ailesinden kimseyi yanında göremeyince büyük bir yalnızlık duygusuna kapılır. Ayakkabılarını bir şekilde bulup kendini dışarıya atar. Bu kez amcasını çocuklarıyla beraber birkaç eşya ile gitmek üzere hazırlandıklarını görünce, kendisinin burada unutulduğunu sanıp daha çok yalnızlık ve terkedilmiş duygusuna kapılır. Geçirdiği bu travmayla dili tutulur ve bir daha konuşamaz.

Bu büyük deprem sonrası hükümetçe alınan kararla yetim çocuklar yatılı öğrenim görebilmeleri için Ankara`ya alınır. Ramiz Bey de karşı çıkamayarak onlarla beraber gider. 

Ancak tüm çabalara rağmen konuşamaz, yazarak anlaşır.  Öğrenimini bu şekilde sürdürür. 

Bir gün sınıf arkadaşları bir yere oynamaya giderken hiç beklemedikleri bir anda, sekiz yıl sonra Ramiz Bey’in ağzından “Ben de sizinle gelebilir miyim” sözcükleri dökülür. Bütün sınıf havalara atlar, bağrışlar, alkışlar yükselir, Ramiz Bey’e sarılıp kucaklarlar. Böylece konuşmaya yeniden başlamış olur. 



İlk ve orta okulu başarı ile bitirince Sağlık Meslek Lisesi’ne gitmeye karar verir. Bu okulu da bitirip diplomasını alır ve son kez Niksar`a gider. Eskiden yaptığı gibi Kazancı Mahallesi’ndeki tepeciğe çıkar. Etrafa suskun, uzun uzun bakarken yaşadığı kötü anılar tekrar gözlerinde canlanır. “Allahım, bu Niksar`ı bir daha görmek nasip etme” diye mırıldanır. 

Niksar`dan ayrılıp “sağlık memuru” olarak ilk görev yeri Abana`ya atanır (askerlik sonrası sekiz yıl Çatalzeytin’de görev yapıp, sonra yine Abana`ya gelir). Abana`da daha ilk günlerde görüp beğendiği Melek Hanım’la evlenir. Doğacak ilk çocukları Ersin için sevinirlerken, Amerikan Florence  Nightingale  Hastanesi’nin açmış olduğu sınava katılır ve kazanır. Böylece Amerika`da okuma fırsatı elde eder. Ancak, Melek Hanım karşı çıkınca Abana`daki görevine devam eder.

Üç çocukları daha olur. Ercan, Gülcan ve Okan.

Ramiz Bey, Niksar`ı bir daha görmeme kararına rağmen zaman zaman özler, çocukları ile bir kez daha gitmeyi ister. Ancak ömrü yetmez. 

Onun Niksar`a yeniden gitme isteğini yıllar sonra kızı Gülcan ve Damadı Ahmet Bursa yerine getirirler. Babalarından dinledikleri kadarıyla önce Niksar`ı, sonra Kazancı Mahallesi’ni, daha sonra muhtarın yardımıyla Ramiz Bey’in amca çocuklarını bulurlar. Duygusal anlar yaşanır... 

Ramiz Bey’in sözünü ettiği tepeciği de bulurlar. Onlar da bakarlar uzun uzun etrafa bu tepeden... Ama tabi ki Ramiz Bey’inkinden farklı duygularla...

Tüm Abana’da ve Abanalıda izi olan, bir sokakta adı yaşatılan Ramiz Bey 1994 yılında ansızın ayrılıveriyor aramızdan. Sanki bir dönemi de beraberinde götürüyor. Başka günlerin başka Abana’sını da. Şimdi ne öyle bir Abana var, ne de öyle insanlar...

                       Muharrem Saka (Eylül 2006)


Etiketler:
Bu haber toplam 103 defa okundu