Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
<center> Bu Yazımızı Basından Seçtik ÇATALZEYTİN MEKTUBU GAZETESİ: </center><center><font color=’blue’> ABANA GENÇLERBİRLİĞİ VE FAHRİ YAZGAN </font></center>
KASTAMONU, TURİZMDEN BİZİ DIŞLADI!
İNEBOLU ADI
Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

ABANA DÜZLÜĞÜ VE HARMASON

ABANA DÜZLÜĞÜ VE HARMASON
Hayati Tahsin Yılmaz (Yeni Güncelleme)
03.03.2014 / 09:30


Fatih, Trabzon Rum İmparatorluğu’nu ortadan kaldırdı (1461). Sonrasında Gedik Ahmet Paşa Kırım’ı da alınca (1475) Karadeniz bir Türk gölü durumuna geldi. Kıyılarımızdaki gemi geçişini güvence altına almak ve Osmanlı Donanması’nın halat, sicim, kereste gibi birçok gereksinimini sağlamak amacıyla Abana’ya da Türk denizciler yerleştirildi. Örneğin Kırıkoğulları Abana’ya Kırım’dan geldi.

Bize göre, Ezine Çayı’nın(*) deniz kıyısında bir düzlük oluşturması sonucu  1850’lerde “Aşağı Abana” oluştu ve daha önce Abana denilen yere “Yukarı Abana” denilmeye baslandı. 1950’de, bugünkü Paşa Çeşmesi-Harmason Köprüsü çizgisinin denizden yanında oturanların çoğu ”Yukarı Abana” dan gelerek “Aşağı Abana”yı oluşturduklarını ve deniz azınca kıyıya savrulan suların Nuri Ahmet’in (Yeğin, 1887) dükkânının yakınlarına dek geldiğini biliyorlardı.

*) Ezine Çayı: İlçe hudutları içersindeki en büyük akarsudur. Uzunluğu 55 km’dir. Ezine Çayı’nın ana kolunu teşkil eden Elmalı Deresi, Devrekâni İlçesi’ne bağlı Elmalıtekke Köyü yakınlarından doğar. Bayramgazi yakınlarına geldiğinde, Koççuğaz yakınlarından çıkan Keşlik Deresi ile birleşir ve Ezine Çayı adını alır. Bu arada çok sayıda küçük derecik de Ezine Çayı’na katılır. Ancak bu derecikler önemsiz su kaynakları olup, yaz aylarında suları çok azalır veya hiç kalmaz. Bayramgazi Köyü’nden itibaren Ezine Çayı adını alarak denize doğru akan akarsu, merkeze (Bozkurt) bağlı Sınarcık semtine ulaştığında, burada Şen Mahalle (Narba) yakınlarındaki tepelerden doğan Maraz Çayı ile birleşir ve denize doğru akışını sürdürür. İlçe Merkezi’nin ortasından geçerek Bozkurt-Abana ilçe sınırı olan Manav Deresi (Manavra) mevkiinde ilçe sınırlarını terk eden çay, birkaç yüz metre sonra Abana İlçesi’ne bağlı Harmason mevkiinde Karadeniz’e dökülür” (bozkurtbelediyesi.com, 2004, s 25).

1896’da Yukarı Abana’da oturanların sayısı, Aşağı Abana’da oturanlardan çoktur (Yukarı Abana ayrı muhtarlıktır): Kastamonu Vilayeti Salnamesi, Hicri 1314’e (1896) göre, o yıl Yukarı Abana’da 380; Aşağı Abana’da da 374 kişi oturuyor.

Fuat Ünal (1910):

“Nereden geldiğimizi bilemem. Fakat, benden 6-7 kuşak öncesi Yukarı Abana’da oturan Hacı Memiş’tir. Yukarısını bilemiyorum” (AG, 1 Ağustos 1978).

Faik Acar (1909):

Yukarı Abana’daydı evimiz…” (AG, 15 Ağustos 1978).

Muzaffer Tığlı (1912):

“Bir çeşme vardı Nuri Ahmet’in dükkânının önünde. Çeşmenin taşı hâlâ görünür. İşte oraya kadar gelirdi deniz. Ark vardı. Arktan oraya kadar vururdu dalga deniz azdığı zaman” (AG, 15 Nisan 1978).

Mehmet Ali Mogul (1894):

“Deniz, Şimdiki Zuhuri Gür’ün (1910) kahvesinin olduğu yere kadar gelirdi” (AG, 15 Haziran 1978).

1924 doğumlu Hayri Aydemir, denizden gelen dalganın köpüğünün ark içinde Paşa Çeşmesi’ne (bugünkü akaryakıt istasyonu karşısı) dek dalgalandığını; 1940 doğumlu Nahit Demirel bile, bu köpüğün Nuri Ahmet’in dükkânının önündeki çeşmeye dek vardığını ve azgın denizin Ahçı Hüseyin’in (Özden, 1920) dükkânının bahçesine (Yenicami’nin 15 metre güneyi) kum yığdığını belirtiyor.

Raif Bulut (Ginolu, 1934):

“Babam İsmail (Bulut, 1917) anlattı: Abana’da Nuri Ahmet’le dükkânda kahve içerken, bir dalga kapıdan içeri giriyor ve ikisinin de çorapları ıslanıyor. Yani dalga, çeşmeyi de aşıp, Nuri Ahmet’in dükkanının içine giriyor!” (özel söyleşi).

Nazım Önüralp (1922):

“Çarşının içinde, Ayrık’ın yerine yapılan yapı var ya (Refik Yorgancı’nın yeri), Oradan zincir çıktı temel kazılırken. Gemiler o zaman (dedesinin zamanında) oralara çekiliyormuş. Sanıyorum o zinciri çıkaramayıp kestiler. Altından PTT kabloları geçirdiler. Kayıklar oraya çekildiğine göre, şimdiki belediyenin olduğu yerler denizmiş” (AG, Kasım 1989).

Mehmet Gür (Mamatlar, 1913):

“Motorlar şuraya, belediyenin önüne çekilirdi. Bir gün tuz mağazasından (bugünki postanenin sırası) tuz yükleyecektim. Fırtına vardı. Denizin dalgasından tuz mağazasına geçemedim. Katır da ürküyordu. Arkadan dolandım” (AG, Ağustos-Eylül 1999).

Mehmet Dengizer (1943):

“Eskiden hayvanlar da çarşı üzerindeki ‘kadınlar yolu’ndan geçermiş. Hayvanları çobana verirler, akşamları her hayvan kendi evini bulurmuş. Eskiden çarşıdan doğuya açılan yol, bugün pek işlemeyen, Cevizlik’ten bugünkü karakola, oradan da aşağıya inen yolmuş. Büyükannem Adile, deniz azdığı zaman o yoldan (karakola bakan Abana-Hacıveli yolu) geçilemediğini söylerdi” (özel söyleşi).

Hulisi Sipahi (Devrekâni 1946):

“Babam Abana’da 1940’larda terzilik yapmış. 1963’te beraber Abana’ya geldigimizde bana şöyle dedi: ‘Ula Oğlum, bu deniz nasıl böyle uzaklaştı! 20 yıl önce belediyenin yanındaydı’” (özel söyleşi).

1950’de, belediyeden başlayarak Abana-Hacıveli yolunun denizden yanında hiçbir yapı yoktu.

Bugünkü belediyenin yerinde, 1930’da “köy konağı” olarak yapılan eski belediye yapısının temeli yapılırken, azgın deniz dalgaları yapının temelini üç kez yıkmış!

Belediyeden balıkçı barınağına doğru yolun deniz yanındaki ilk iki yapı, 1950’lerin başlarında Orman Bölge Şefliği yapısı (bugün duruyor) ve ortaokul olarak başlanılan yapılardır. Üçüncü yapı Abana Tarım Kredi Kooperatifi yapısıdır (1954*).

*) “1 Kasım 1953 pazar günü ihale komisyonumuz saat 14’te toplandı. Kooperatif binası ihalesine girecek olan Faik Arıkan’ın (1920) geldiği görüldü. Teklif zarfı açıldı. 23.000 (yirmiüçbin) liraya yapmayı taahhüt ettiği anlaşıldı. Başkaca talip de zuhur etmediğinden, mezkür inşaatın ayni fiyatla Faik Arıkan’a yaptırılmasına komisyonumuzca uygun görülmüş olduğunu bildirir karardır” (Abana Tarım Kredi Kooperatifi Karar Defteri, 1953-955, sayfa 10). Yapının bahçe duvarı ve dış düzenlemesi de 1955’te Yüklenici Mehmet Güngör’e (1900) 2260 liraya yaptırıldı.

Belediye’den limana doğru karayolunun denizden yanına ilk özel yapıyı yaptıran Ahmet Acar’dır (1922):

”Ben ev yaptıracak durumda değildim. Bozkurt’tan borçlu ayrılmıştım. Kâzım Özcan’la (1913) açtığımız fabrika (sandalye fabrikası) para kazanamadığı gibi, borçlu ayrılmıştım. Fabrika satıldı, borcu ödemedi (yetmedi). Maliye de bizi yakaladı ’borçlusun’ diye. Aylığımın üçte birini bu borca keserlerdi. 3.500 liraya bir ev alınıyordu ama para nerede? Rahmetli Sabri Bey (Yeğin, 1911), ’Sen Abana’nın ustasısın, emektarısın, sana buradan bir evlik yer verelim’ dedi. O zaman ilçe değildik (1954-58). Muhtar Kemal Can’la konuştular ve bana bir evlik yer verdiler. Temeli attım. Mustafa Akkuş (1901) birkaç kamyon taş çekiverdi. Biraz kireç aldık. Sabri Bey’in de forsundan yararlandık. Nereye gittikse kimse ’İşini yapamayız’ demedi. İlçelik kalkmıştı. Hiç başka ev yoktu kumda” (AG, 1 Mayıs 1978).

1930’da belediyeden (köy konağı) Çayağzı’na doğru yalnızca Muzaffer Tığlı (1912) ve Faik Acar’ın (1903) evleri vardı (Muzaffer Tığlı’nın evi 1937’de yapıldı, Faik Acar’ınki 1998’de yıkıldı). Deniz dalgaları zaman zaman bu yapılara dek gelirdi. Çarşıdaki denize en yakın üçüncü yapıyı (altı iki dükkân, üzeri ev) bugünkü Atatürk Anıtı karşısına 1933’te Müezzin Mustafa Yorgancı (1894) yaptırdı. Bu yapının birer yanına da Fayık Saraç’la (1902) Nuri Usta (Fırıncı, 1886) o zamanın oldukça görkemli yapılarını yaptırdılar (Cumhuriyet Alanı’nın genişletilmesi amacıyla bu yapılar 1970’te yıktırıldı).

Ezine Çayı’nın bir zamanlar Bayramgazi’ye dek “koy” olduğu biliniyor (bu sayfamızdaki Abraham Ortelius'un haritasında Ezine Çayı ağzının koy olduğu görülüyor).

İlkçağ’da bugünkü Abana, yeterli yerleşim olmadığından, Hacıveli’nin (Aeginetis) bir parçasıdır. Bu nedenle Ezine Çayı’nın adı da “Hacıveli Çayı”dır (Aeginetis Flu).

James Playfair, “Antik ve Modern Coğrafya” (A System of Geography, Ancient and Modern) adlı çalışmasında (Londra, 1831), Aeginetis için “ayni adlı akarsuyun ağzındadır” diyor (s 15). Burada “ağız”  olarak algıladığımız “mounth”, “haliç-körfez” anlamına da kullanılmaktadır(*).



*) Playfair bu yapıtında İnebolu’ya değinirken, İnebolu Çayı ağzı için doğrudan “gulf” (golf-haliç-körfez) sözcüğünü kullanıyor: “A small sea-port town, with an indifferent harbour, on a gulf formed by two bold promontories” (iki büyük dağlık burunun çevirdiği körfez içinde önemsiz bir limanı olan küçük bir kent).

Encyclopédie Méthodique,  Ezine Çayı’nı (Aeginetes) şöyle tanımlıyor:

"Aeginetes ya da Aeginetis: d'Anville'in yazdığına göre, Küçük Asya'daki Paflagonya'da bir akarsudur. Kerempe Burnu'nun güneybatısında, güneybatıdan kuzeydoğuya doğru küçük bir körfeze (koy) akar."(*)

*) Encyclopédie Méthodique, Geographie Ancienne, Paris, 1787, Sayfa 54. Bu ansiklopedide Hacıveli (Aeginetes) de şöyle tanımlanır: “Etienne de Byzance’a göre, Paflagonya’da küçük bir kenttir.”

Xavier Hommaire de Hell’den 1847’nin Abanası:

Harmason İskelesi. Girişte iki koldan güzel bir vadide akan bir çayın iki yakasında çakıltaşlı ve büyük birer plaj. Biri batıda, öteki doğuda. Karşıda (doğuda) ekili alanlar ve çayın ağzında iki katlı evleriyle Abana İskelesi. Açık denizde çapa atmış 4 gemi. Kıyıda kereste yığını. Hacıveli Burnu’nu geçince iki katlı evler(*)”

*) Voyage en Turquie et en Perse (Türkiye ve İran’a yolculuk), Paris 1860, bölüm 4, sayfa 237.

Suat Selçuk (1942):

“15 gün kadar Harmason köprüsünün yapımında çalıştım. Köprü ayağını yaparken, bir ayağın 3-4 metre deniz tarafında makine çakıl yığını yaparken, kepçeye büyük bir çapa takıdı(*). Sonra o çapayı Karaveli’ye (Mustafa Apaydın, 1913)  hurda olarak sattılar” (özel söyleşi).

*) Ahmet Özgül’e (1928) göre, bu çapa çok derinden çıkarılmamışsa, ağaç köprünün sel almasını önlemek için buraya getirilip, köprü bu çapaya bağlanmış olabilir.

Faik Yıldırım (1934):

“Eskiden Konakören’de, motor fabrikasının bulunduğu yerde, denizin içinde Hasankayası varmış. Babam Hilmi Yıldırım (1900) söylerdi. Sonra o kayayı kum kapatmış. Deniz azgın olunca kıyıdan İlişi’ye geçemezlermiş. Biz de geçemezdik. Yukarıdan dolaşırdık” (özel söyleşi).

Kemal Can (1924):

“Biz çocukken yüzerek Hasankayası’na çıkardık” (özel söyleşi).

Hasan Çörüz (1927):

“Eskiden Harmason Camisi’ne deniz gelirdi. Bu yüzden önüne set çektiler. Hasankayası beyaz bir adacıktı. Bazen kıyı ile birleşirdi. Deniz azınca Konakören’deki Yar Altı’ndan geçilmezdi. İlişi’ye girerken, oradaki burundan da geçilmezdi. Yukardan dolaşırdık” (özel söyleşi).

Süleyman Tatlısöz (1914):

Hasankayası ile kıyı arasından sandallar geçerdi. Hasankayası şimdi motor fabrikası içinde kaldı” (özel söyleşi).

Şevket Yazgan (1954):

“Eskilerden duyduğumuza göre, Harmason önünde, çınarların 60 metre kadar deniz yönünde, kum düzeyinden çok az yükseklikte bir kayalık varmış ve bu kayalık yüzünden orada kuzeye doğru bir yarımada oluşmuş” (özel söyleşi).

100 yıl önce Abana önündeki düzlüğün eni (arkasına yaslandığı dağ eteği ile deniz arası) en çok 100 metreyken, Harmason’daki en az 400 yıllık çınarların dağ eteğine uzaklığı 200 metredir. Şevket Yazgan’ın (1954) yukarda söyledikleri çok önemlidir. Bu durumda, Ezine Çayı’nın Bayramgazi’ye dek koy olduğu dönemde bile Harmason önünde küçük bir düzlük (dağ eteğinden denize doğru boyu 300 metreye ulaşan bir yarımada) var. Bu bölümde ilerki sayfalarda göreceğiniz, kadın ve çocukların yolcu karşılarken ve uğurlarden daha ileri geçmemeleri için, Sezgin Özümpek’in (1949) ortaya çıkardığı taş duvar nasıl kumlar altında kaybolup unutulmuşsa, Harmason’daki kayalık da kumlar altında kaybolmuştur.

Mehmet Çelikbaş (1944):

“…Körfez haline gelmiş Ezine’yi gözümün önüne getirmeye başlamıştım. Yelkenli, kürekli kayıklar, yanlarda yapraklı dallarını suya salmış söğüt ağaçlarının arasından geçiyor. Rüzgar yok ama akıntıya doğru zorlukla ilerliyorlar” (O Ezine Bu Ezine Değil, İstanbul, 2011, s 198).

1920 ile 1960 arasında Abana düzlüğünün büyümesi çok hızlandı. Zaman zaman denizde “topuk”(*) oluşur, topuk önce adaya, sonra da yarımadaya dönüşürdü. Yarımadanın Çayağzı’ndan bugünkü liman yakınlarına dek ulaştığı olur, kıyı gemicilerimizin işi zorlaşırdı. Sonra bu yarımadanın içi kumla dolar ve düzlük denize doğru genişlerdi. Bu oluşumu hemen her yıl yaşardık.

*) “Topuk,” yerel dilde deniz dibinin, kum yığılmasıyla yükselmesi.

Abana düzlüğünün hızlı büyümesinin başlıca nedeni, o dönemde ormanların hızlı kesimi yüzündendir. Orman kesimi başlıca iki nedenle hızlanmıştı: 1- Özellikle patates ekimi için ormanlıkların tarlaya dönüştürülmesi. 2- Zonguldak kömür bölgesine maden direği sağlanması.

Mehmet Köse (Köseali, 1926):

“...Yaşlılar, bu sel baskınının sebebini, Birinci Cihan Savaşı’ndan itibaren Almanların teşviki ile içerideki dağ köylerine patates(*) ziraatının girdiğini ve ormanların tarla haline getirilmesi yüzünden arazinin yağan yağmurları tutamadığına yoruyorlar ki, bu çok doğrudur. İşte bugünkü geniş Harmusun (Harmason) kumluğu ve Abana Deltası o tarihlerden beri teşekkül etmiş” (Yakaören İncelemesi, sayfa 3, Yakaören İlköğretim Okulu Belgeliği).

*) Soner Yalçın, "Efendi" adlı yapıtında şöyle yazıyor: "Takma adı "parvus" olan Alman Yahudisi Alexander Israel Helphand, 1910 yılında İttihat ve Terakki'ye danışmanlık yapmak amacıyla İstanbul'a geldi. Beş yıl süreyle ülkede kaldı. Marksistti(...). Parasız tohum dağıtılmaya, çiftçiye eğitim verilmeye başlandı. Gazetelerde tarım bilgisini içeren haberler çıktı. Donanma, Kızılay gibi dernekler ve bankalar bu kampanyayı destekleyip bizzat çiftçilik yaptılar. Birçok bölgede ilk kez patates ekimi bu çabalar sonucunda yapılabildi..." (56. baskı, Nisan 2005, sayfa 226-227)

Ebubekir Hazım Tepeyran Hatıraları 1”de (İstanbul, 1944) Kastamonu’da patates ekimine 1888’de Vali Abdurrahman Paşa zamanında başlandığı belirtiliyor (sayfa 52).

Naim Köse (Bozkurt-Alantepe, 1956):

”Dikmek için tohum olarak ilkönce İstanbul’dan patatesi getirip üretimini sağlayan Akman Koca (Sarı Şaban Oğlu Mehmet Ağa, Alantepe) olduğu söylenmektedir” (İki Devlet, Tek Millet, 2008, s 46).

İsmail Can (1902):

"Ben burayı (Harmason'da yolun denizden yanı) boş buldum. Dünya kadar yer var. Gazi (Atatürk) de, 'Kim boş yeri imar ederse, orası onun olur' demiş. 'Boş duracağına işleyelim' dedik. Yoldan aşağıya 'konduk' sayılır. Buralar kumluktu. 'Biraz toprak karıştırırsak olur' dedik, oldu. Biz iki komşu (öteki Mehmet Yuvarlak, 1916) buraları imar ettik. Horoz'un Mustafendi (Mustafa Tuncer, 1898) vardı, muameleciydi (dava vekili). 'Ben burayı tapu yaptıracağım' dedi. Lort'un Ziya (Doğan, 1906) vardı, 'Bizim yeri de yaptıralım' dedik. 'Masrafa ortak olalım' dedik. Kolay olmadı. 'Kastamonu'ya soralım' diyorlar. Aşağı yukarı bir yıl sonra cevap geliyor. Bir gün hâkim geldi, yazıyı okuyuverdi. Böylece burası bizim oldu. Kaza Bozkurt'ta o zaman (1960 öncesi). 30 m eninde, 60 m boyunda birer yer imar edebilmişiz. Yanlarımız boş. Adam tutup toprak taşıttık. Bağ-bostan yetiştirdik. Bakıyorlar ki, olmuş. Çevreden kıskananlar oluyor. Sonradan başvuruyorlar ama onlar tapu alamıyor(...). Sonra buraları maliye parsellemiş. Lort'un Ziya maliyede çalışıyordu. '3 numaralı parsel senin yere rastlıyor, kaçırma, al!' dedi" (AG, Temmuz 1992).

Nurettin Peker (1893):

“1948 ve 1949 yıllarında Abana kaymakam vekiliyken, belediyenin deniz tarafındaki kumsalın büyük bir kısmını Tapu Komisyonu Başkanı sıfatıyla Hazine’den, belediye adına, belediye sınırları içine aldırdığımdan, Maliye Bakanlığı bana uyarı cezası vermişti. Ama bu değerli arsaları Abana Belediyesi’ne kazandırdığımdan dolayı ben çok memnunum” (Tüfek Omza, Hazırlayanlar Orhan Peker ve Hilal Akkartal, İstanbul 2009, sayfa 401).

Hüseyin Yıldız (Türkeli-Işıklı, 1926):

“1939’da Zonguldak’a maden direği çekimine başlandı. Ben de maden direği çektim. Maden direği ince oluyor. Boyunduruğa bağlı zincire üç dört direk bağlar, sürüye sürüye kıyıya indirirdik. Bir günde hem gider hem gelirdik. 1945’te askere gittim. Askerden dönüşümde maden direği işi bitmişti. Çünkü orman kalmamıştı. Bugünkü ormanlar sonradan büyüdü” (özel söyleşi).

Yalnızca patates ve maden direği değildir neden. 1. ve 2. Dünya Savaşı’nın kıtlık yılları ve sonrasında her tür yiyecek yetiştirilmesi için ekilebilecek yerler alabildiğine genişletildi. 1950’lerde başlayan İstanbul'a yoğun göçler nedeniyle köylerdeki tarlalar yeniden ormana dönüşmeye başladı. Abana içinde bile bu oluşum yaşandı. Örneğin Bakacak Tepesi. Ben (HTY, 1933), 1970’lerde Abana düzlüğünün fotoğraflarını çektiğim Bahriye Tepesi’ndeki (bugünkü Seyir Tepesi) yeri 2000’de aramaya çıktım. Oradaki düzlükte Bahriye Kulübesi vardı. Bıldırcın avına çıkışlarımızdaki yağmurlu havalarda bu kulübeye sığınırdık. Fotoğraf çektiğim yeri bulabilmek için önce bu kulübeyi bulacaktım. Birkaç kez gidip aramama karşın, bulamadım. Otuz yıl içinde bu düzlük tümüyle içine girilmesi zor bir ormana dönüşmüştü. Sonra Hüsnü Çelik’in (1934) yardımıyla kulübeyi bulabildim. Fotoğraf çektiğim yeri bulamadık. Abana’daki üzüm bağları da ormana dönüştü.

Karşıdağ’da(*) bile ekin tarlaları vardı.

*) Karşıdağ, bugünkü futbol alanı ve sanayi çarşısının arkasındaki dağdır.

Aynur Yılmaz (1934):

“Bizim çocukluğumuzda Karşıdağ’daki tarlalarda 10-15 kadın birden çalışır, hep bir ağızdan söyledikleri türküler Abana Merkez’inden duyulurdu. Karşıdağ’da çakal da çok olurdu” (özel söyleşi).

Bugün Abana düzlüğü büyümediği gibi, küçülüyor, azgın Karadeniz dalgaları konutlara ve karayoluna zarar veriyor. Bunun başlıca dedeni, tarlaların yeniden ormana dönüşmesiyle yukardan kum-çakıl gelmemesidir.

Balıkçı barınağının yanlış yere yapılması, Bozkurt’un, çay içine setler yapıp aşağıya kum-çakıl geçirmemesi de ayrı nedenlerdir.

Çaydan, özellikle yolların yapımı için çok kum-çakıl alınması sonucu çay yatağı alçalmıştır. Harmason Köprüsü’nün ayakları yer yer bir buçuk metre yüzeye çıkmıştır. Çayın ağzı da gerileyerek düz bir durum almıştır.

Nevzat Aktan (gemi yapım ve deniz yüksek mühendisi, 1970):

"...Batıdan doğuya doğru olan etkin akıntı, limanın doğusunda olan Hacıveli Burnu ile liman arasında, saat yönünde dönen büyük bir burgaç (girdap) oluşturmaktadır. Bu burgaç sonucu, limanın büyük mendirek feneri açığından doğuya doğru bir akıntı varken, Avcılar Mahallesi kıyısından batıya doğru bir akım oluşuyor. Kıyıyı, doğrudan batıya yalayarak geçen bu burgaç akıntısı, kıyıdaki 'malzeme'yi de beraberinde taşıyarak limanın doğusuna ve ağzına yığıyor. Liman ağzının dolması ve kapanması olasılığına karşı bu yığılmaların yıllardan beri taranmasına karşın, önüne geçilemiyor. Gerçekte limanın doğusu ve ağzına yığılan kum, Avcılar'da oyularak kaybolan kumun yalnızca %10-15'idir. Kumun geri kalan %85-90'ı burgaçla beraber büyük mendirek ağzına taşınmakta ve buradaki etkin akıntı ile Hacıveli Burnu'ndan doğuya doğru geçmektedir. Son 15-20 yıldır süren bu oluşum sonucu Abana-Çatalzeytin yolunun liman-Haciveli arası zaman zaman zarar görürken, Yeşilyuva Köyü kıyılarında (Mamuderesi ile Püsürge Burnu arası) uzun bir kumsal ve sığlık oluşmuştur. 15-20 yıl önce taşlık olan Hacıveli'nin doğu kıyıları da zaman zaman kumsal duruma geliyor. Bir başka önemli 'kıyı hareketi' de Ezine Çayı 'delta'sında görülüyor. Liman yapımı ile beraber bu deltada denize doğru ilerleme hızlanmıştı. Çayın getirdiği malzemenin deltaya yığılması ve batıdan doğuya olan akıntı ve dalgaların burayı yalaması ile bir 'dinamik denge' oluşmuştu. Ama son yıllarda buradaki denge de bozuldu. Deltanın geriye çekilmeye başlamasıyla Harmason ve Çayağzı mahalleleri kıyısında bulunan yerleşim yerleri (ve motor fabrikası) zaman zaman denizin saldırısına uğruyor. Bunun nedeni de, son yıllarda büyük sellerin oluşmaması sonucu Ezine Çayı'nın yeterli malzeme taşıyamaması ve Bozkurt Belediyesi ile öteki kuruluşların çay yatağından ölçüsüz kum-çakıl çekmeleridir..." (AG, Ekim-Kasım 1997)

 Harmason” bilmecesini sürdürelim.

Eskiler, çınarlar ile cami arasındaki yolun iki yanında birçok dükkânın sıralandığını söyler.

Mahmut Şekerci (1937):

Harmason çınarlarının 10 metre kadar güneyinden Ezine Çayı’na doğru bizim fındık bahçemiz var. Fındıklar küçükken aralara mısır ekerdik. Kazarken topraktan demir curufu çıkardı. Eskiden orada demirci dükkânları varmış. Burada ağaç gemiler, tekneler, yelkenliler yapılırmış” (özel söyleşi).

Hayri Aydemir (1924):

Harmason’da elektrik direği için çukur kazarken oradan ‘demir curufu’ çıktı. Demek ki Harmason’da demirci de varmış” (özel söyleşi).

Muzaffer Tığlı (1912) “Abana Bucağı  nın Harmason’da kurulduğunu söylüyor (1978’ deki söyleşi bantlarının yeni çözümü) ama, bu düşünceyi destekleyen başka bir kaynağa rastlayamadık.

Salim Yılmaz (1938):

Zuhuri Ağabey (Gür, 1910) habire anlatıyordu. Homeros’un Harmason’u yüzyıllar önce kuyumcularıyla da ünlü bir Orta Karadeniz kentiydi. Cenevizli, Venedikli, Egeli, İstanbullu tüccarlar kalyonlarıyla geçerken Harmason’a uğramadan edemezlermiş. Harmason sanatkârlarının işlediği değer biçilmez pırlantalar İstanbul’da, Akdeniz’de pazarlanarak servet üzerine servet kuruluyormuş” (AG, 15 Temmuz  1980).

Kimi eski haritalarda, Harmason’un eski adı olduğunu sandığımız “Aildum”a (Aildun, Aïldun) rastladık. Bu haritalara göre Aildum önemli bir yerdir.

Burada Harmason adına da açıklık getirelim: Özgün ad “Harmusun”dur. Ben (HTY) bu adı bilinçsiz olarak (Türkçeye uysun diye) 1970’ten başlayarak Abana Gazetesi’nde “Harmason” olarak yazdım. Uluslararası kaynaklarda bu adın böyle “Harmason” olarak karşıma çıkmasına da şaşırdım.

Harmason 1962’ye dek Konakören’e (Toza) bağlıdır.

Konakören ayrı bir bilmece.

Konakörenlilerin çoğu Abana ile değil, İlişi ile işbirliği içinde olmuştur. Büyük kereste tüccarı olan Konakörenli Musareisler’in (Acenta Mehmet Ali Geriş’in atasoyu) İlişi’nin kalkınmasında büyük payı var. 20. yy’ın başlarında İlişi’deki bir okula da adları verilmiş (Musareis İptidai Mektebi). Harmasonlu Nuri Ahmet (Yeğin, 1887) ilk dükkânını İlişi’de açmış. Bugün Bozkurt’ta bile işyeri bulunan Konakörenliler var (örneğin Kotman soyadlılar).

Kanakörenlinin Abana’ya soğuk bakmasının başlıca nedeni, Abanalının geçmişteki davranışlarından kaynaklanabilir. Yukarı Abanalıyı bile çarşıya sokmak istemeyen Abanalının Konakörenliye hoşgörüyle bakması düşünülemez. Ayrıca Konakören, İlişi’ye daha yakındır. “Sel” nedeniyle Ezine Çayı’nın geçit vermemesi de ayrı bir nedendir (bugünkü köprü 1971’de tamamlandı. Ondan önceki tahta köprüleri sık sık sel alırdı).

 (Abana Belgeseli, 2. Baskı çalışması)



 



 



 


Etiketler:
Bu haber toplam 5663 defa okundu


YAZARLAR